1910 Yılında Diyarbakır’da dünyaya gelen Cahit Sıtkı Tarancı “yaş otuz beş” şiiri ile özdeşleşmiş bir şairdir. “sanat sanat için” anlayışını benimseyen Cahit Sıtkı Tarancı Diyarbakır’ın köklü ailelerinden olan Piriçcizade ailesine mensuptur. 1934 tarihinde soyadı kanunu çıkarıldığında aynı sene pirinç üretimi ile uğraşan ailesi pirinç üretiminden zarar ettikleri için kızgınlıkla soyadı olarak Pirinçcioğlu yerine Tarım anlamına gelen Tarancı soy ismini, almışlardır.  Tarancı 1917 yılında Diyarbakır’da eğitim hayatına Nümune-i Terakkî-i Hamidî Mekteb-inde başladı. İlkokuldan sonra eğitim hayatına İstanbul’da devam eden Tarancı,  Kadıköy'deki Saint-Joseph Fransız Lisesinde başladı. Daha sonra Galatasaray Lisesinde devam etti. 1931 yılında Galatasaray’dan mezun olduktan sonra Mülkiyede yüksek öğrenime başladı. Mülkiyeyi yarıda bırakarak İstanbul’daki Yüksek Ticaret okulunda eğitimine devam etti.

Hikayelerini yayımladığı “Cumhuriyet gazetesi” sahipleri Nadir Nadi ile Doğan Nadi’nin desteği ile yükseköğrenimini tamamlamak üzere Paris'e gitti.1938-1940 yıllarında Paris'te Sciences Politiques'te öğrenimine devam etti. Bu dönemde geçimini sağlamak için Paris Radyosu'nun Türkçe yayınlar servisinde spikerlik yaptı.  II. Dünya Savaşı sırasında Alman uçakları Paris’i bombalamaya başlayınca öğrenim hayatını bırakmak zorunda kaldı; 13 Haziran 1940'ta bisiklet ile önce Lyon'a sonra Cenevre'ye kaçtı. Burada kısa bir süre kaldıktan sonra Türkiye'ye geri döndü. Ne yazık ki Cahit Sıtkı, hiçbir yüksekokul bitiremeden Diyarbakır'a geri döndü.

1936 yılının sonlarında Sümerbank'ın açtığı bir imtihanı kazanarak memuriyete başladı.  Bu dönemde Cumhuriyet'e hikâyeler yazdı.  II. Dünya Savaşı'nın başlaması ile Paris ten geri döndü ve Mart 1941'de askere gitti. Ekim 1943 de askerden terhis olduktan sonra İstanbul’da ticarete başladı. 1944 yılından itibaren Anadolu Ajansı başta olmak üzere birçok devlet kurumunda görev aldı.

Tarancı, 1954 yılının ocak ayında felç teşhisi ile Ankara Numune Hastanesine kaldırıldı. Sağ tarafından felç olan Cahit Sıtkı, konuşma yetisini kaybetti. Dönemin bakanı Samet Ağaoğlu'nun yardımıyla 6 Eylül 1956'da Viyana'ya gönderildi. Viyana'daki bir hastanede tedavi gördüğü sırada 12 Ekim 1956'da zatürreeden dolayı vefat etti. 26 Ekim Cuma günü Ankara'ya getirilen naaşı Ankara'da Cebeci Asri Mezarlığı'na defnedildi.

Bir çok eser olan Tarancı CHP’nin düzenlediği “Parti Sanat Mükafatı” yarışmasında “yaş otuz beş” şiiri ile birincilik kazandı. Türk sanatına yüzlerce eser bırakan Tarancı’nın şiirleri hala kulaktan kulağa fısıldanarak ruhları okşamakta.

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.

Dante gibi ortasındayız ömrün.

Delikanlı çağımızdaki cevher,

Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,

Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allahım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz,

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!

Hangi resmime baksam ben değilim.

Nerde o günler, o şevk, o heyecan?

Bu güler yüzlü adam ben değilim;

Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;

Hatırası bile yabancı gelir.

Hayata beraber başladığımız,

Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;

Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!

Geç farkettim taşın sert olduğunu.

Su insanı boğar, ateş yakarmış!

Her doğan günün bir dert olduğunu,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!

Her yıl biraz daha benimsediğim.

Ne dönüp duruyor havada kuşlar?

Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?

Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

Neylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanamadın olacak.

Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak,

Taht misali o musalla taşında

Cahit Sıtkı Tarancı