Anka Haber'e konuşan Hamzaoğlu, 'Deprem koşullarında, böyle bir mevsimde olduğunda bulaşıcı hastalıkların riski artıyor. Hem deprem koşulları hem de deprem sonrası koşullar itibarıyla bunu değerlendirmemiz gerekir.' diyerek konunun önemine dikkat çekti.
Depremin ilk anından itibaren bugüne kadar Sağlık Bakanlığı'nın çalışmalarından bahseden Hamzaoğlui, 'Sağlık Bakanlığı, ayrıca salgın hastalık riskine karşı da gerekli önlemleri aldı. Afet bölgesindeki 10 ilde, 6 Şubat’tan bugüne kadar 300 bine yakın kişiye birinci basamakta muayene, 2 bin 846 gebe izlemi, 9 bin 685 bebek ve çocuk izlemi yapıldı. 4 binden fazla noktadan su örneği alınarak yetersiz görülen yerlerde klorlama işlemi yapıldı. Bölgeye yeterli sayıda kuduz, tetanos ve çocukluk çağı aşıları gönderildi.' diye konuştu.
Halk sağlığı ve epidemiyoloji uzmanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, salgın hastalık riskine ilişkin sorunları şu sözlerle anlattı:
'SAĞLIK BAKANLIĞI, BAZI AŞILAR TEDARİK EDEMİYORDU...'
Öncelikle hepimize geçmiş olsun. Depremi yeniden yaşadık ve deprem bir felakete dönüştü. Maalesef Türkiye’de, deprem öncesinde, bebeklerimiz ve çocuklarımız için yapılması gereken aşıların bir bölümünü Sağlık Bakanlığı aile sağlığı merkezine tedarik edemiyordu. Böyle bir sorun vardı. Umarım bu vesileyle en azından yardımlarla bunu aşmak adına bir adım atılmış olabilir.
'ANA İHTİYAÇLARDAN BİRİ TEMİZ İÇME VE KULLANMA SUYU SORUNU'
Deprem koşullarında, böyle bir mevsimde olduğunda bulaşıcı hastalıkların riski artıyor. Hem deprem koşulları hem de deprem sonrası koşullar itibarıyla bunu değerlendirmemiz gerekir. O bakımdan dört başlık altında bu riskleri ifade edebiliriz. Bir tanesi; temiz içme, kullanma suyu ve tuvaletin, sabunun, el yıkama için temizlik malzemelerin olmaması nedeni ile ortaya çıkan bulaşıcı hastalıklar riski. Bunu suyla bulaşan, gıda ile bulaşan hastalıklar olarak değerlendirebiliriz. Bu, dışkıların dışarı yapılması, el temizliğinin yapılmaması nedeniyle elden gıdalara ve ağza giden hastalıklar; tifo, paratifo, basilli dizanteri, amipli dizanteri, sarılık, hepatit a’yı bu grupta saymak mümkün. Bunları engellemek için hızlıca bölgedeki depremzedelerin bulunduğu alanlara portatif tuvaletlerin yapılması gerekiyor. Bunun için teknolojiye hiç gerek yok. 75 santim derinliğinde, 45 santim çapında çukurlar kazılır ve etrafı mahremiyet için örtülerle kapandıktan sonra oraya su, temizlik malzemesi temini de sağlanır. Yerleşim yerinin biraz daha ilerisi gibi konumlara dikkat edilebilir. İçme ve kullanma suyu, temiz tuvalet ve temizlik malzemeleri; birincisi bu.
'ÇÖPLERİN TOPLANMASI VE YERLEŞİM YERİNDEN UZAKLAŞTIRILMASI GEREKİR'
İkincisi, çöpler. Çöplerin toplanması ve düzenli olarak yerleşim yerinden uzaklaştırılması gerekir. Çünkü kemirgenler başta olmak üzere birçok sağlık sorunu olan vektörlerin üreyebileceği alanların düzenlenmesi gerekir. Üçüncü başlık olarak, deprem sonrası, iklim koşulları nedeniyle de kapalı alanlarda büyük kalabalıklar halinde bulunma zorunluluğundan kaynaklanan solunum yolu hastalıkları riski; üst solunum yolu enfeksiyonu, grip, koşullar nedeniyle Covid-19 ile ilgili riskler var. Özellikle Sağlık Bakanlığı’nın bu bağlamda hızlıca grip ve Covid-19 aşılarını yaşlara tamamlamayı organize etmesi gerekir. Buna dikkat çekiyoruz. Barınma ve ısınma koşullarının düzenlenmesiyle kalabalık ortamlardan insanların bir an önce kurulacak çadırkente, yerleşim merkezlerine ya da kış koşullarına uygun çadırkentlerine yerleştirilmesi gerekiyor. Burada da maalesef görüyoruz fotoğraflardan, her bir çadırın birbiri ile olan mesafesi en az 8 metre olmalı, her dört yönden de. Bir çadırda kişi başına 3,5 metrekareden daha az alan düşmemeli. Bu dikkate alınarak bu yerleşme sağlanmalı ki solunum yollu enfeksiyonları olmasın. Birbiri ile temas olmazsa, bu çadırlar kış koşullarına uygun olursa yangın riski de olabildiğince az olacaktır. Ama en önemlisi enfeksiyonu; grip, Covid-19 gibi solunum yoluyla bulaşan enfeksiyonların riskini azaltacaktır bu tür uygulamalar.
'GEREKEN KOŞULLAR SAĞLANMAZSA RİSKLER TEHLİKEYE, ORADAN DA SALGINA DÖNÜŞÜR'
Dördüncüsü de aşı ile korunabilir hastalıklar. Biraz önce bahsettiğim, tedarikinde sorun olan hastalıkların aşılarının bebeklere, çocuklara ve gebelere yapılması gerekiyor. Gebelerin tetanos aşıları tamamlanması gerekiyor. Bebeklerimizin ve çocuklarımızın kaldığı yerde aşı takviminin tamamlanması gerekiyor. Aksi takdirde bir kızamık salgınıyla, bir çocuk felci salgınıyla karşılaşma riskimiz var. Henüz bunlar risk aşamasında. Bir tehlikeye dönüşmüş değil. Ama hızlıca bunların büyümesini ve gelişmesini engelleyecek tedbirlerin alınması gerekir. Bunun için de birinci basamak sağlık hizmetleri dediğimiz, ülkemizdeki aile sağlığı merkezinde sunulmakta olan hizmetler, büyük ameliyat gerektiren açık yaralar, büyük yaralanmalar var, bunun gölgesinde kalmamalı. Eğer bu hizmetler gölgede kalırsa ve bir süre daha aksarsa biraz önce söylemiş olduğumuz riskler tehlikeye, oradan da maalesef salgına dönüşebilir.
'GIDALARIN MUTLAKA TEMİZ SUYLA YIKANMASI GEREKİYOR'
Yediklerimizi sindirildikten sonra bağırsaklarımızdan dışkı olarak attığımızda bunlar pek çok bakteriyi içeriyor, virüsü içeriyor. Dolayısıyla bunlarla temas olmaması ve her tuvaletten sonra ellerin sabunla suyla yıkanması gerekiyor. En az 20 saniye parmak aralarının, tırnakların mutlaka yıkanması gerekiyor. Gıdaların mutlaka temiz suyla yıkanması gerekiyor, kirli ellerle ellenmemesi gerekiyor. Mümkün olduğunca da her yemekten, her öğünden önce ellerin yıkanması ve titizlikle yemek yenmesi gerekiyor.
“1999 DEPREMİNDEN SONRA YAŞAMA GEÇİRİLEN ORGANİZASYONLAR BİLE KAĞIT ÜZERİNDE KALDI”
Depremle ilgili önlemlerin, olağandışı durumlarla ilgili önlemlerin, yaşanmadan alınması gerekir. Organizasyonların yapılması gerekir. Maalesef ülkemizde 1999 depreminden sonra yaşama geçirilen organizasyonların bile kâğıt üzerinde kaldığını, dolayısıyla bir koordinasyon sağlanmadığını ifade etmek gerekebilir. Bu dönemde, görevlendirilen, yıllar önce kurulmuş olan AFAD’ın halini görüyoruz. O bakımdan deprem gerçekleşmeden yapılması gerekenlerde çok büyük eksiğimiz olduğunu görüyoruz. Bu, doğal olarak pek çok gecikmeye yansıdı. En başta, organize olmaya ve doğrudan doğruya deprem bölgelerinde arama ve kurtarma çalışmalarının gecikmesine neden oldu. Hep beraber gördük, iklim koşulları nedeniyle de maalesef ilk 72 saat içinde, ‘altın zaman’ dediğimiz süre içinde ulaşılması gereken depremzedelerimizin büyük bir bölümüne ulaşamadığımız ile ilgili bilgiler paylaşılıyor.
'KİŞİYE VE ÇEVREYE YÖNELİK KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ VERİLMESİ GEREKİR'
En önemli şey, şu anda temiz içme ve kullanma suyu, tuvalet, çöpler, aşılar. Yani kişiye ve çevreye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri, tabii ki ısınma ve beslenme. O bakımdan barınma alanlarının da çok özel bir şekilde seçilmesi, bu kış koşullarında, yağış koşullarında kendi varlıkları ile sorun yaratmayacak barınma alanlarının kurulması gerekiyor.”